Özetler

DOĞU ANADOLU / BİNGÖL’DE YENİ KAZILAR ORTA DEMİR ÇAĞI’NA YENİ KATKILAR: MURAT HÖYÜK

Abdulkadir Özdemir

Ayşe Özdemir

Özet

Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat Bölgesi’nde yer alan Bingöl/ Solhan’da, 2019 yılında gerçekleştirilen Murat Höyük kurtarma kazılarının sonucunda ortaya çıkarılan Orta Demir Çağı tabakasının, bu çalışmada tanıtılması amaçlanmaktadır. Bingöl İli, Solhan İlçesinde, Murat Köyü’nde yer alan ve adını kenarından geçen Murat Nehrinden alan höyük, Aşağı Kaleköy Barajı’nın su tutma havzasında kalmıştır. Murat Höyük’te yürütülen kazı çalışmaları sonucunda dört ana kültür evresi (I-IV) tespit edilmiştir. Bu çalışmada, Murat Höyüğün Orta Demir Çağı’na atfedilen II. tabakası genel yönleriyle değerlendirilecektir. Höyüğün II. tabakası MÖ 9-6. yüzyıl aralığına tarihlenmektedir. Urartu Krallığı’nın etkisi altında olan bölgenin ve höyüğün, aynı zamanda diğer kültürler ile de iletişim halinde olduğu, iki yapı evreli anıtsal bir yapı ile buna bağlı yapılardan oluşan mimariyle ve arkeolojik buluntular yardımıyla da desteklenecektir. Murat Höyük kurtarma kazısı ile Bingöl’de ilk defa bir bilimsel kazı gerçekleştirilmiş ve özellikle radyokarbon sonuçlarıyla desteklenen kültür katlarının, bölgenin stratigrafi problemini çözeceği ve Doğu Anadolu arkeolojisine önemli kazanımlar sağlayacağı düşünülmektedir.

 

AYANİS KALESİ’NDEKİ BİR KRALİYET ÇÖPLÜĞÜ ARACILIĞIYLA URARTU DÜNYASINDA İNSAN-HAYVAN İLİŞKİSİNİ KEŞFETMEK

Abu B. Siddiq

Özet

Yaklaşık yirmi beş yıldır Ayanis Kalesi’nde yapılan arkeolojik kazılarda, hayvan kemikleri alana dağılmış durumda ve az sayıda elde edilmiştir. Bununla birlikte, 2014 yılı kazı sezonunda dikkat çekici bir bulgu olarak, kalenin kuzeybatı sur duvarının dışındaki kraliyet çöplüğü tabakası adı ile nitelendirilen bir alanda son derece zengin hayvan kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. 2015 yılı kazı sezonunda, buluntulara daha fazla sayıda hayvan kemik parçaları eklemiştir. Böylece, elde edilen çok sayıdaki hayvan kemik topluluğu, Doğu Anadolu’daki Demir Çağı Dönemi hayvan temelli geçim, pastoral ekonomi, hayvan sembolizmi, yaban hayatı ve ekolojisi dâhil olmak üzere, Urartu dünyasında insan-hayvan etkileşimlerinin statüsünü anlamamıza yeni imkân sağlamıştır. Alandaki sistematik zooarkeolojik çalışmalar, 2016-2021 yılları arasında dört kazı sezonu boyunca devam etmiştir. Zooarkeolojik çalışmalar, metodolojik olarak, taksonomik tanımlama, tür çeşitliliği, kasaplık işlemleri, hayvan patolojisiile birlikte tafonomik ve kültürel etkilersonucu kemiklerin modifikasyonunun incelenmesi üzerine yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, kaledeki küçükbaş hayvanlar ve sığır tüketiminin baskın olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, diğer Urartu yerleşmelerdeki zooarkeolojik kalıntılardan farklı olarak, Ayanis kemik topluluğunda domuza ait hiçbir kemik rastlanmamakta, atgiller ve köpekgillere ait sadece bir-iki kemik tespit edilmiştir. Buna rağmen, Ayanis Kale buluntularına ait kemiklerden evcil memeli hayvanlar, yabani memeli hayvanlar, göçmen kuşlar ve tatlı su balıkları dâhil olmak üzere zengin tür çeşitliliği görülmektedir. Ayanis Kalesi’ndeki kraliyet çöplüğününden ortaya çıkarılan zooarkeolojik kalıntılar, öncelikle kalede yaşayan kraliyet ailesinin, yaşam, beslenme alışkanlıkları ve kalede gerçekleştirilen ritüeller, sembolik uygulamalarda hayvanların olası kullanımı hakkında yeni bilgi sunmaktadır. Aynı zamanda, Urartu dünyasına ait arkeolojik bilginin eksikliğini dolduracak, Urartu hayvan ekonomisi, pastoralizm, hayvan sağlığı, ekolojisi ve yaban hayatı hakkında da geniş ölçekte bilgi kaynağı oluşturmaktadır.

 

OSMANLI TOPHANE İŞLERİ VE KIRMIZI ASTAR GELENEĞİNİN URARTU’DAKİ KÖKENİ

Atilla Batmaz

Özet

Buluntu grupları üzerine yapılan karşılaştırmalı çalışmalar iki çağdaş kültür arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarabilir. Öte yandan aynı coğrafyayı paylaşmış farklı kontekst ve farklı dönemlerde var olmuş benzer iki objenin karşılaştırması ise daha karmaşık bir durumu yansıtır. Böylesi bir durum Osmanlı İmparatorluğu ile Urartu Krallığı arasındaki bir takım seramik ürünlerde göze çarpmaktadır. MÖ. 8 ve 7. yüzyıllarda görülen kırmızı parlak Urartu çanak çömleği ile 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılda görülen Tophane İşi denen lüle ve servis kapları arasında astar özellikleri açısından benzerliklerin olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, kırmızının çeşitli tonlarındaki, parlak yüzeyli bu mal gruplarının tarihsel arka planı, üretim teknik ve teknolojileri ele alınacak ve aralarındaki bağlantı üzerine tartışılacaktır.

 

YENİ ASSUR COĞRAFYASINDA DOĞU ANADOLU DEMİR ÇAĞ GÖÇEBELERİ

A. Tuba ÖKSE

Özet

Doğu Anadolu’da Urartu yerleşimlerinde ve Güneydoğu Anadolu’da Yeni Assur yerleşimlerinde ele geçen el yapımı, kaba işçilik gösteren pişmiş toprak kaplar, genellikle Demir Çağ göçebe toplulukları ile ilişkilendirilir. Bu malzeme MÖ 1. Binin ilk yüzyıllarından itibaren geçici Yukarı Dicle, Orta Fırat ve Yukarı Habur havzalarında konaklama yerlerinde ortaya çıkmış, ancak, Yeni Assur imparatorluğunun egemen olduğu kırsal ve kentsel yerleşim birimlerinde de ele geçmiştir. El yapımı yerel kapları kullanan topluluklar kısmen geçici konaklama alanlarında kazdıkları çukur barınaklarda, kısmen kalıcı yaylalarda, kısmen de yerleşik köy ve kentlerde yaşamış görünmektedir. Benzeri bulgular, Doğu Anadolu’da Urartu krallığının egemen olduğu dönemde de belirlendiğinden, MÖ 1. Binin ilk yüzyıllarında göçebe yaşamlarını sürdüren bu topluluklar, DoğuAnadolu’da Urartu Krallığının, Güneydoğu Anadolu’da yeni Assur krallığının egemen olduğu yüzyıllar boyunca göçebe ve yarı yerleşik yaşam tarzları sürerken, kısmen kentlere de uyum sağlamıştır. Bu topluluklar Yeni Assur sonrasında da Hellenistik döneme kadar varlığını göçebe gruplar halinde sürdürmüştür. Göçebe topluluklar her iki bölgede egemen devletlerin yönetimi altında merkezi yönetime uyum sağlayarak, ancak kültürlerini fazla değiştirmeden yaşamlarını sürdürmüştür.

 

URARTU KRALLIĞI’NIN DEVLETLEŞME SÜRECİNDEKİ DİNAMİKLER

Aylin Ümit Erdem Otman

Özet

Doğu Anadolu’daki erken köy toplumlarının Urartu Devleti dönemindeki kurumsal yapıya dönüşüm süreçlerine dair arkeolojik veriler oldukça sınırlıdır. Bölgenin yaşam biçiminde ve materyal kültüründe keskin değişimler yaratan Urartu Devleti’nin yarattığı bu değişimlerin kökenleri ne yazık ki hala büyük oranda bilinmezliğini sürdürmektedir. Dolayısıyla bölgenin devletleşme süreci açısından Urartu ve öncesi arasında bağlantı kurmak pek mümkün değildir. Bilindiği üzere, dağlık Doğu Anadolu’nun ilk kentleri, ileri tarımsal faaliyetler, seramik ve metalürjik alandaki seri üretimler ve gelişmiş ticari faaliyetler ancak Urartu Devleti kurulduktan sonra, merkezi otorite ve kurumsallaşmanın bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada, Urartu öncesi dönemde, bölgenin devletleşme sürecine dair dinamikler arkeolojik veriler üzerinden tartışılarak, bu sürecin evreleri ve Urartu’nun devletleşme modeli üzerine değerlendirmeler yapılacaktır.

 

DİLKAYA HÖYÜĞÜNDE URARTU YERLEŞİMİ ve URARTU YERLEŞİM SİSTEMİ İÇİNDEKİ YERİ

Dilek Öztürk

Özet

Van Bölgesinde Urartu dönemine ait bilgilerimiz ağırlıklı olarak kale yerleşimlerinde yapılan kazı çalışmalarından elde edilmiştir. Kaleler dışında Urartu ülkesindeki sivil halkın yaşadığı yerleşim alanları çok az araştırılmıştır. Özellikle Urartu da tespit edilen yazıların krali yazıtlar olması sebebiyle sivil halkın yaşantısı hakkında hiçbir bilgi yoktur. 1980’li yıllarda Dilkaya Höyüğünde başlayan sistemli kazılarla Erken Demir Çağdan başlayıp Orta ve Geç Demir Çağ sonuna kadar, diğer bir deyişle, Urartu Dönemini de kapsayan tabakalar açığa çıkarılmıştır. Özellikle, Urartu Dönemine tarihlenen tabakalarda ve mezarlık alanında tespit edilen (mühür, fibula ve kırmızı astarlı keramikler) buluntular, kale yerleşimleri dışında yaşayan halkında belli oranda merkezi otorite ile ilişkili olduğu izlenimini vermektedir. Bu sunumda, Dilkaya yerleşiminin Urartu dönemini kapsayan buluntuları ele alınacak ve Dilkaya yerleşiminin Urartu yerleşim sistemi içindeki konumu kazı sonrasında yapılan yeni araştırmalar göz önüne alınarak tartışılacaktır.

 

NAHÇIVAN’IN ORTA DEMİR ÇAĞI YERLEŞMELERİ

Elmar Bahşeliyev Veli Bahşeliyev

Özet

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, Tuşpa’nın başkent yapılmasının ardından kuvvetlenen Urartu Devleti Güney Kafkasya’nın verimli topraklarını ele geçirme siyasetini gerçekleştirmeye başlamıştır. Nahçıvan’da ele geçirilen bazı buluntular, özellikle tunç kemer parçası, kaya işaretleri, İşpuini ve Menua’nın çivi yazıtı Urartu krallarının MÖ IX. yüzyılın sonlarında bu bölgeyi keşfetmek için ve yağma karakterli seferler yaptığını göstermektedir. Nahçıvan’da bulunan Urartu izleri de bununla ilişkilidir. Ancak Nahçıvan’ın Orta Demir Çağı yerleşmelerinin araştırılması Urartuların Nahçıvan’da kalıcı olmadığını kanıtlamaktadır. Oğlankale’nin mimarisi, özellikle onun topografiye uyumlu savunma duvarları ve yuvarlak kuleleri Urartu mimarisinden tamamen farklıdır. Ayrıca Urartular saldırı sırasında yerel halka ait kaleleri ele geçirerek yazıt bırakmışlarsa da Nahçıvan’da böyle bir yazıta rastlanılmamıştır. Urartu krallarına ait Yılandağ yazıtı ve Agsal kaya işaretleri onların yalnızca bu bölgeye yaptığı seferden söz etmektedir. Onlar Nahçıvan’dan geçerek Pluadi Ülkesi’ne varmışlar ve yalnızca orada Tanrı Haldi’ye yazıt bırakmışlardır. Araştırmalara dayanarak söyleyebiliriz ki, Urartular yalnızca egemenliklerinin ilk dönemlerinde Nahçıvan’a sefer yapmış, daha sonra yerel halkın direnişi yüzünden geniş çaplı seferler yapılamamıştır. MÖ VIII-VII. yüzyıllarda İskitlerin bölgede bulunması da bunu zorlaştırmıştır. Oğlankale civarında bulunan Erken Demir Çağı ve Demir Çağı yerleşmeleri Nahcivan’ın Etiuni konfederasyonuna katıldığını kanıtlamaktadır. Nahçıvan’ın kuzeyindeki Sisian yazıtı da Etiuni halkıileUrartular arasında bir anlaşma yapıldığını, bölgenin kontrol altında olduğunu göstermektedir. Ayrıca bizzat kendimizin bulunduğu uluslararası ekipler tarafından Nahçıvan’da yapılan araştırmalarsırasında bölgenin her tarafı aranmış, Urartular’la ilgili bir yerleşmenin varlığına rastlanılmamıştır. Bu açıdan Nahçıvan’ın Urartu Devleti’nin egemenliği altında, ya da onun sınırları içerisinde olduğu söylenemez.

 

AYANİS KALESİ ÇEVRESİNDE YÜZEY ARAŞTIRMALARI VE URARTU YERLEŞİM SİTEMİ HAKKINDA DÜŞÜNCELER

Eşref Abay

Özet

2004-2005 yılı Ayanis kazı çalışmaları sırasında, benimde içinde bulunduğum bir ekip tarafından Ayanis Kalesi çevresinde olası Urartu yerleşimlerini ve kalıntılarını tespit etmek amacıyla yüzey araştırması gerçekleştirilmiştir. Bu yüzey araştırmaları sonucunda Ayanis kalesi çevresinde gerek ovalık alanda gerekse dağlık alanlar da farklı büyüklüklerde 15 adet yerleşim yerinin varlığı tespit edilmiştir. Çoğunlukla Urartu Döneminde iskân edildikleri anlaşılan bu yerleşim yerleri Ayanis Kalesi’nin yakın çevresinde olup ona bağlı yerleşim sisteminin parçaları olduğu anlaşılmaktadır. Bölgenin ekonomik potansiyelinden yoğun olarak yararlanma isteğinin bir sonucu olduğunu düşündüğümüz bu yerleşim modeline Van gölü çevresinde yer alan diğer Urartu kalelerinin çevresinde de rastlamak olasıdır. Söz konusu bu yerleşim sistemi, Urartu krallığı döneminde Van Bölgesi’nin coğrafyanın müsaade ettiği ölçüde yerleşime açıldığı ve ekonomik potansiyelinin maksimum kullanıldığını göstermektedir. Kaleler çevresinde oluşmuş olan bu yerleşim sisteminin merkezi yönetim ile nasıl bir bağlantı içinde olduğu tartışmalıdır. Özellikle Urartu krallığının bulunduğu bölgenin coğrafi ve iklimsel koşulları ve kış aylarında merkez ile bağlantının kısıtlı olması merkez ile alt bölgeler arasındaki yerleşim sisteminin çok merkezci olamayacağı izlenimi vermektedir. Bu sunumda Urartu krallığının yerleşim şeması ele alınıp söz konusu bu yerleşim şemasının siyasi ve ekonomik olarak değerlendirmesi yapılacaktır.

 

İREMİR HÖYÜKTE DEMİR ÇAĞLARI

Hanifi Biber

Erol Uslu

Özet

İremir Höyük Van ili, Gürpınar ilçesi sınırları içerisinde, İlçe merkezinin yaklaşık 2,5 km kadar doğusundaki Otbiçer mahallesinin kuzeydoğu bitişiğinde yer almaktadır. İremir Hüyük’te 2020 yılında, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle,VanMüzeMüdürlüğü başkanlığında,Bilimsel Sorumluluğumdaki ekip tarafından kurtarma kazıları başlatılmış ve 2021 yılında da üç açmada kazılara devam edilmiştir. Sürdürülen kazılar sonucunda ulaşılan bulgular höyüğün özellikle Erken Tunç Çağı’nda uzun süreli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Öyleki şimdilik varlığı tespit edilen 7 tabakadan 6’sının (3-8. tabakalar) bu döneme ait olduğu anlaşılmaktadır. Yinekazılardanelde edilenbilgivebelgelerİremirHöyük’teDemir Çağları’nda da yaşamın devam ettiğini göstermektedir. Höyük üzerinde kazıların yürütüldüğü G10 ve H10 açmalarında, yüzey toprağının hemen altında tespit edilen tabakada (2. tabaka) ortaya çıkarılan duvarlar ve ele geçen az sayıdaki çanak-çömlek parçalarının Demir Çağ’a ait olduğu değerlendirilmektedir. Öte yandan, 2021 yılında, höyüğün kuzeybatı eteklerinde yer alan K15 açmasında yürütülen kazılarda ise iki gömü tespit edilmiştir. Söz konusu gömülerden biri illegal kazılarla kısmen tahrip edilmiş bir mezar içerisinde, ikincisi ise bu mezarın kuzey duvarının hemen dışında yer almaktadır. İn-situ durumda ortaya çıkarılmış olan her iki birey de hoker pozisyonda yatırılmış vaziyettedir. Açmada yürütülen çalışmalarda ele geçen, tamamı parçalar halindeki çanak-çömlekler ve ikinci gömünün hemen yanında bulunan bir adet fibula mezarların Urartu’lu kimliği hakkında şüpheye yer bırakmamaktadır. Önümüzdeki yıllarda da sürdürülmesi planlanan kazılarla, henüz iki yıllık bir çalışmada ulaşılan bu bulguların artacağı ve İremir Höyük’ün Demir Çağları’ndaki durumunun çok daha net bir şekilde ortaya çıkarılacağı tahmin edilmektedir.

 

YENİ DÖNEM KEF KALESİ KAZILARI

İsmail Coşkun

Erdal Polat

Özet

Urartu Krallığı MÖ 9 ve 7. yüzyıllar arasında günümüz Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamında, kuzeybatı İran, Gürcistan ve Ermenistan’ın bir bölümünü egemenliği altına alarak oldukça büyük bir coğrafyaya hükmetmiştir. MÖ 685-645 yılları arasında Urartu Krallığı tahtına II. Rusa’nın oturmasıyla imar faaliyetleri hız kazanmıştır. Bu faaliyetler kapsamında, Bastam, Ayanis ve Toprakkale gibi yerleşim alanlarının inşası gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte Kef Kalesi’de kurulan kentler arasında yerini almaktadır. Kef Kalesi, Bitlis İli’nin Adilcevaz İlçe sınırları içerisinde 2300 rakımlı Van Gölü’ne nazır volkanik bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kalede ilk dönem çalışmaları 1960’lı yıllarda Baki ÖĞÜN ve Emin BİLGİÇ tarafından gerçekleştirilmiştir. Sekiz kazı sezonu boyunca süren bu çalışmaların sonlanmasıyla, Kef Kalesi’nde yaklaşık elli yıllık bir aradan sonra yeni dönem kazıları 2021 yılında başlamıştır. Kef Kalesi’nde başlatılan yeni dönem kazıları Orta Salon olarak adlandırdığımız alanda gerçekleştirilmiştir. Bazalt taşlardan yapılmış olan taşıyıcı sütun fil ayaklarının kaldırılma işlemlerinin yapıldığı kalede önemli buluntular ele geçmiştir. Kalede 2021 yılında koruma, belgeleme ve kazı çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma, Urartu Krallığı için önemli bir kent olan Kef Kalesi Yeni Dönem Kazılarını ele almaktadır.

 

URARTU DİNİNDE DEĞİŞİM: MEHERKAPI VE YEŞİLALIÇ YAZITLARINA YENİ BİR BAKIŞ

Kemalettin Köroğlu

Özet

Urartu dini genel olarak İşpuini ve Minua tarafından yazdırılan Meherkapı ve Yeşilalıç yazıtları esas alınarak değerlendirilir. Bu iki yazıtta tanrılar ve tanrıçalar ile bunlara sunulan kurbanlar sıralanır. Bu listenin ve Urartu dininin farklı coğrafi birimlerde inanılan yerel tanrıların bir araya getirilerek oluşturulduğu kabul edilir. Bu dinin ritüel mekanının ise herbir krali yerleşmede inşa edilen kule tipi tapınaklardı. Ayrıca Yeşilalıç, Altıntepe, Patnos ve Kayalıdere’de gibi birkaç yerde saptanan stellerin de bu inanç sisteminin parçası olduğuna inanılır. Günümüze kadar Urartu dini bir bütün olarak anlatılmış zaman içerisinde bu dine uyarlanan ritüellerin olabileceği öngörülmemiştir. Oysa Meherkapı ve Yeşilalıç anıtı kule tipi tapınaklardan önce yazdırılmıştır. Her iki anıt da başkentin uzağındadır. Bu anıtlarda dini ritüel olarak yalnızca kurban vardır ve bu dönemde Urartu toplumu büyük oranda yarı-göçebe aşiretlerden oluşmaktadır. Minua döneminden itibaren Yukarı Anzaf ve kule tipi tapınağın kuruluşuyla Urartu dini yeni bir biçim almış gözükmektedir. Bu dönemden sonra din, belli aralıklarla birçok ritüelin yapıldığı bir modele dönüşmüştür. Krallığın sonuna kadar herbir Urartu kentinin sitadelinde benzer tapınaklar inşa edilerek bu ritüellerin yaygınlaşmıştır. Bu sunumda, Urartu diniyle ilgili verileri kronolojik olarak sınıflandırarak dinin zaman içerisinde nasıl bir değişim geçirdiğini tanımlamaya çalışacağız.

 

AYANİS KENTİ’NDE KULLANILAN VOLKANİK KAYAÇLARIN TANIMI VE KÖKENİ

M.Alper Şengül

Ayşegül Akın Aras

Özet

Anadolu’nun doğusunda yaklaşık 250 yıl boyunca hüküm sürmüş Urartu Krallığı, başta Van Gölü Havzası’nda olmak üzere, geniş bir coğrafyada birçok kent ve yapı inşa etmiştir. Bu yapıların hemen hepsi ana kaya üzerine oturtulmuş olup mühendislik ve estetik kaygılar doğrultusunda, ortaya koyulan mimarilerde farklı birçok malzeme kullanılmıştır. Bu malzemelerin başında gerek anakayadan gerekse dış kaynaklardan elde edilen yapı taşları gelmektedir. Bu yapıtaşlarının türünün, jeolojik ve jeokimyasal özelliklerinin, kökeninin ve getirildiği bölgenin belirlenmesi Urartu’nun yapım ve mimari becerisinin anlaşılmasında önemli rol oynamaktadır. Urartu mimarisinde taş kullanımı sadece yapısal alanda değil, estetik açıdan da tercih sebebi olmuştur. Bu nedenle farklı köken ve farklı yörelere ait kaya birimlerini hemen hemen tüm yapılarda gözlemek mümkündür. Bu doğrultuda, Argişti oğlu Rusa (MÖ 685 -645) tarafından inşa ettirilen Ayanis Kenti’nde temel olarak üç farklı kısımda gözlenen volkanik kayaçlar çalışma kapsamında detaylı olarak incelenmiştir. Urartu anıtsal mimarisinin en ihtişamlı örneklerinin yer aldığı bu kentte volkanik kayaçların hemen her yapıda kullanıldığı gözlenmektedir. En güzel örnekler, güney sur duvarlarında, tapınak cellası ve avlusunda karşımıza çıkmaktadır. Koyu renkli, iyi işlenmiş, yazıtlara altlık olan, nispeten korunmuş bu kayalar dayanıklılık özelliğinin ötesinde Ayanis Kenti’nin görkemini, estetiğini ve önemini ön plana çıkartmaktadır. Bu anlamda kalede kullanılan diğer yapıtaşlarına oranla dikkat çekicidir. Ayanis Kenti’nde gözlenen ve farklı amaçlar için kullanılan bu volkanik kayacın ismini, jeokimyasını, yaşını, kaynak alanını belirlemek amacıyla örnekler alınmıştır. Kayacın, mineralojik-petrografik incelemesinin yanısıra, jeokimyasal olarak ana oksit ve iz element oranları ölçülmüş, K/Ar yöntemi ile yaşı belirlenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda kayaç Van Gölü doğusunda yaygınca gözlenen bir volkanik kayaç türü olan Olivin Bazalt olarak tanımlanmıştır. Kayacı temsilen alınan iki adet örnek üzerinde radyometrik yaş tayini yaptırılmıştır. Buradan elde edilen yaş verileri sırasıyla 4.66 ve 4.72 My (milyon yıl) dır. Van Gölü doğusunda bu dönemi yani Erken Pliyosen’i temsil eden volkanik kayaçlar oldukça yaygındır. Bu volkanik kayaçların bir bölümü ise plato bazaltları olup Ayanis Kenti’nde kullanılanlar ile aynı yaştadır. Elde edilen bu yaş verisi kayacın hem kaynak alanını belirlemekte hem de türü hakkında kesin sonuçlar sağlamaktadır. Ayanis Kenti’nde kullanılan Olivin Bazaltların kaynak bölgesi kentin yaklaşık 22 km kuzeydoğusunda bulunan güncel yerleşimler olan, Halkalı, Yaylıyaka, Kumluca ve Gedikbulak (Canik) Köyleri civarıdır. Yaylıyaka ve Kumluca Köyleri civarında eski ocak yerlerini işaret eden alanlar gözlenmiştir.

 

ERZİNCAN ALTINTEPE MEZARLARINDA YENİ GÖZLEMLER

Mehmet Karaosmanoğlu

Mehmet Ali Yılmaz

Özet

Farklı etnik yapıya sahip Urartu Devleti sınırları içerisindeki topraklarda yaşayan insanların inanç ve gelenekleri birbirine benzese de ayrıntılarda farklılıkların olduğunu görüyoruz. Bunun en açık örneği gömü biçimlerinde görülür. Ceset gömü ve yakarak gömü uygulamaları bulunan Urartu kültüründe farklı türlerde mezar yapıları karşımıza çıkmaktadır. Özellikle yönetici ailelerin yaptırdığı mezarlar en kaliteli örnekleri oluşturur ve kalenin bulunduğu tepenin jeolojik durumu yapının nasıl olacağını belirler. Tepe kayalık bir yapıya sahipse mezarlar kayalara oyulur, yeteri derecede kaya yoksa yeraltına taş örgü oda mezarlar yapılırdı. Urartu mezar mimarisi içerisinde taş örgü sistemiyle yapılmış oda mezarların en güzel örnekleri Erzincan Altıntepe Kalesindekilerdir. Geniş Erzincan ovasının kuzey doğusundaki 60 m. yüksekliğindeki volkan konisi üzerine kurulan Altıntepe Kalesinin güney doğu yamacına ova seviyesinden 40 m. yüksekliğe doğu batı doğrultusunda açılan terasa üç mezar yerleştirilmişlerdir. 1959-1968 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarının ardından bugün bu üç mezardan ikisi iyi korunmuş 2 nolu mezarın birkaç taşı yerinde korunmuşken çoğunluğu başka yerlere taşınarak büyük ölçüde tahrip edilmiştir. İkinci dönem kazılarında mezarlar yeniden temizlenmiş ve ilk dönem kazı raporlarında belirtilmeyen kapı sistemlerinde yeni özellikler tespit edilmiş ve yeniden planları çizilmiştir.

 

URARTU DEVLETİ VE DOĞU KARADENİZ HALKLARININ TARİHİ VE KÜLTÜREL SORUNLARI

Nugzar Mgeladze

Nana Khakhutaişvili

Zaza Şaşikadze

Goderdzi Narimanişvili

Özet

M.Ö. IX YY’da Van Gölü çevresinde kurulan Urartu Krallığı, M.Ö. VIII-VII YY’da çevresindeki topraklara yönelik geniş çaplı fetih hareketleri düzenlemekteydi. Bu fetih girişimlerinden biri de Doğu Karadeniz topraklarına yönelikti. Bu dönemde Çoruh Vadisi ise bölgenin önemli ulaşım noktalarından biri olarak büyük önem arzetmekteydi. Bölgedeki ulaşım yolları ve patikalarhakkında bilgilerXII-XI yüzyıllara ait Asur kaynaklarında belirtilmektedir. I. Tiglat-Pileser’e ait olan bir yazıda, Daiaeni’ye (Diaohi) karşı yürüyüşünü anlatırken, “Yukarı Deniz” yani Karadeniz kıyılarındakı uzak krallıklarıfethettiğinden de bahsetmektedir. Urartuların kuzeye yönelik saldırılarının hedefinde akraba toplulukları ve kabileleri birleştiren Diaohi Krallığı bulunmaktadır. Urartu krallarına ait olan (İşpuini, Menua, I. Argişti, II. Sarduri) yazılar da bunu göstermektedir. Kura ve Çoruh vadilerine yönelik bu ilerleme Doğu Karadeniz ve Güney Kafkasya halklarına da etkilemiştir. M.Ö. X-IX yüzyıllara ait Asur ve Urartu kaynaklarında Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan halklar, ülkeler ve krallardan sık sık söz edilmektedir.Buradabahsedilen“Ülke”kavramıylakastedileninneolduğu ve bu ülkedeki idari birimlerin mahiyeti hakkında şimdilik netbilgiler yoktur. Kanaatimizce, buradaki yapının Kafkasya idare biçiminin, özellikle antik ve orta çağda Gürcistan’daki idari taksimatın daha sonra ise Gürcistan monarşilerinde olduğu gibi Saeristavo (Eristavlık) şeklinde küçük yönetim birimlerinin bir benzeri olduğu söylenebilir. Urartu kaynaklarına göre Kura ve Çoruh vadilerinin yukarı boylarında bulunan küçük siyasi birimler Daiaeni (Diaohi) tarafından yönetiliyordu. İlk çağa ait doğu kaynaklarında Daiaeni(Diaohi)ile birçok farklı “Ülke”nin, etno-bölgesel oluşumunveya etnik birliğinin isimleri de anılmaktadır. I. Argişti Güney Kafkasya’ya yönelikaskeri hareketlerı yeniden başlatmış, bundan dolayıGüney Kafkasya’da ülke olarak adlandırılan ve birbirine komşu, aynı zamanda akraba olan topluluklar (Luşa, Katarza, Eriakhi, Gulutakhi, Viterukhi, Apuni, İganiekhi)Diaohi kralı Uturpas’a yardım etmek için birleşmişti. Bu konuda öncelikle dikkatimizi çeken nokta, Güney Kafkasya’nın güneyinde yerleşik olup Urartuların akınlar düzenlediği toplulukların isimleridir. Bunlar arasında ilkönce “Katarza”,“Luşa” ve “Viterukhi” isimlerini ayırmalıyız. Bazı bilim insanları “Katarza” isminin [Katarz, Katarz-ene, Kotarze-ne] sonraki dönemlerdeantik Gürcü halkının etnobölgesel oluşuğu olan “Klarceti”, “Klarci” gibi isimlere kaynak teşkil ettiğinidüşünmektedirler; fakat, konuya dair çalışmalar yapan diğer bilim insanları bunu reddetmektedir. Urartu dilindeki “Katardza”kelimesi Klaudyos Batlamyus tarafından “Katardzıs” olarak kaydedilmiştir. Bazıları bu kelimeyi Gürcistan’da Samtshe ve Acara bölgelerinin birleştiği Goderdzi geçidi ile anmaktadır. Katardzenler dilindebize en yakın gelen kelimeler Diaokh, Viterukh, Bidzer ve Zidritler’dir. Bir görüşe göre “Viterukhi” ve “Bidzeri” isimleri aynı topluluğu ifade etmektedir. Peki, Urartuları Doğu Karadeniz bölgesine ve Güney Kafkasya’ya çeken neydi? Muhtemeldir ki, ganimet peşinde koşan Urartular bölgedeki zengin insan kaynağı ve hayvancılıktan faydalanarak kolay yoldan zenginleşmeyi düşünmekteydiler. Fakat, asıl hedeflerinin bölgedeki metal madenciliğiniöğrenmek ve sonrasında elde edecekleri kaynakları sanayide kullanmak olduğunu düşünüyoruz. Urartu hükümdarları Menua ve I. Argişti Diaohi’yi mağlup ettikten sonra bölgeden özellikle altın, gümüş ve bakır olarak büyük miktarda vergi(haraç)toplamışlardır.Bu durum, döneminGüneyKafkasya veDoğu Karadeniz halklarının metal madenciliği çalışmalarında çokilerlemiş olduklarınıgöstermektedir.Urartulariçindemirbüyükönemtaşımaktaydı. Dikkate değer ki, demir ilk kez II. Sarduri yazılarında zikredilmektedir. Kral İldamusa şehrinde “demirden bir yüzük” yaptırmıştır. Ayrıca, bilim insanlarının bir bölümü İldamusa’nın şimdiki Ardanuç olduğunu düşünmektedir. Günümüzde Çoruh, Çolok-Oçkhamuri ve Acarasuyu vadisindeki eski metalurji ocakları iyi bilinmektedir. Son zamanlarda Çoruh vadisinde keşfedilen demir ocaklarının ve imalat alanlarının Gonio Kalesi’nden yani kumul yerleşiminden 3.5-5 km uzaklıkta olduğu anlaşılmıştır. Demir işlemek için kurulan ocak ve imalathanelerin olduğu her alanın yakınlarında kumul yerleşimi de bulunmaktadır. Çıkarılan kömür örneklerine göre ocaklar M.Ö. IX-VII YY’a. aittir. Bundan dolayı, Urartuların Doğu Karadeniz ve Çoruh Vadisi’ne çekilmesindeki sebebin demir madenleri ve işletmeleri olduğu düşünüyoruz.

 

DOĞAL DİL İŞLEME YÖNTEMİYLE URARTUCA SÖZ VARLIĞINI BELİRLEME

Orhan Varol

Özet

Yaşamını devam ettiren doğal dillerin tabiatında, sınırlı sayıda ses ve kural ile sınırsız sayıda tümce üretimi bulunmaktadır. Urartu dili hakkındaki yazıtların içeriği, dilin evrensel olan üretken görünümünü yansıtmada konusal sınırlılıklar taşımaktadır. Yazıtların çoğunun içeriği askeri sefer ve zaferler ile inşa faaliyetleri hakkında olmanın yanında yazıtlar, tanrı, kral ve yerleşim adları gibi adbilimle ilişkili dilsel olguları barındırmaktadır. Bu çalışmada bilgi işleme teknolojisinin bir uzanımı olan doğal dil işleme yöntemiyle Urartuca söz varlığının kapsam ve sınırlılıklarını belirlemek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, dilin sözvarlığını oluşturan birim ve örüntüler saptanarak üretken yapılar ve türetim yolları anlaşılmaya çalışılacaktır. Dilin sözvarlığına ait unsurları belirlememize yardımcı olan çiviyazısı sistemine ait belirteç ve kavram işaretlerinin anlamsal ilişkileri sunma konusundaki temsilleri ele alınacaktır. Urartucanın yapısal sunumunu sağlayan sesbirim envanterine bağlı olarak Urartucaya özgü hece sistemi ile oluşturulan içeriksel ve işlevsel anlama sahip örüntüler belirlenecektir. Doğal dil üretme yöntemiyle öncelikle Urartucadaki kurallı yapılar belirlenerek olası yeni türetimler ortaya çıkarılacaktır. Çalışmanın oluşturulması için belirlenen yöntemler, alanyazında bu konular hakkında yapılmış araştırmalardan ve Urartu yaşam alanında bulunan çiviyazılı kitabelerden faydalanılarak uygulanacaktır. Bir model oluşturulabilmesi amacıyla gerçekleştirilecek olan çalışma, Urartuca sözvarlığının detaylandırılarak belirlenmesi ve bir korpus oluşturulması gibi amaçlara hizmet edebilecektir.

 

ÇAVUŞTEPE KALESİ YENİ DÖNEM KAZILARI

Rafet Çavuşoğlu

Yenal Sürün

Dilara Demirtaş

Özet

Çavuştepe Kalesi, Van-Hakkâri karayolunun güneyinde, Van kent merkezine 26 km uzaklıkta, Gürpınar ilçe sınırları içinde yer almaktadır. Urartu kralı II. Sarduri tarafından kurulan kale “Aşağı Kale” ve “Yukarı Kale” olarak iki bölümden oluşmaktadır. Kaledeki ilk arkeolojik kazılar 1961-1986 yılları arasında Afif Erzen başkanlığında kesintisiz 26 yıl sürdürülmüştür. Çalışmalar sırasında Aşağı Kale’de bulunan Uç Kale, Depo Binaları, İrmuşini Tapınağı ve Saray yapısı ile Yukarı Kale’de Haldi Tapınak Kompleksi ortaya çıkartılmıştır. 2014 yılından itibaren başkanlığımda ikinci dönem kazı ve onarım çalışmaları başlatılmıştır. Bu çalışmalarsırasındaAşağı Kale’de bulunan saray yapısı, İrmuşini tapınak kompleksi, depo binaları ve kuzey iç suru ile dış surun kuzeybatısında bulunan kuzey sur dibi odasında gerçekleştirilen çalışmalar, Urartu araştırmalarına önemli katkılar sağlamıştır. Halen devam eden çalışmalar kalede depo binası ve bu binanın kuzey bitişiğinde bulunan surda koruma-onarım çalışmalarına yoğunlaşılmıştır. Ayrıca 2017 yılında kalenin 1 km kuzeyinde bulunan kale ile aynı döneme ait nekropol alanında kazı çalışmaları başlatılmıştır. Halen sürdürülen bu çalışmalarda ise urne gömü, basit toprak mezar, taşsandık mezar gibi farklı mezar tipleri ortaya çıkarılmıştır. Ulaşılan arkeolojik veriler Urartu ölü gömme adetlerine önemli katkılar sağlamıştır.

 

ÇOVDAR NEKROPOLÜ (AZERBAYCAN CUMHURİYETİ, DAŞKESEN İLÇESİ)

Safar Ashurov

Bahtiyar Calilov

Özet

Azerbaycanda Geç Tunç-Erken Demir Çağı için karakteristik olan Hocalı-Gedebey kültürü yerleşim yeri ve mezarlarının araştırılması 19. yüzyılda başlatılmıştır. Bu dönemin erken sınıflı toplumlarının iç yapısı, dini ve ideolojik görüşleri, ekonomik ve kültürel bağları en önemli araştırma alanlarından biridir. Bu bağlamda, “AzerGold” şirketinin desteğiyle Daşkesen ilçesindeki Çovdar nekropolünde 2019 yılında gerçekleştirilen araştırma ayrı bir önem taşımaktadır. Araştırılan 156 mezardan biri toprak, diğerleri taşsandık türüdür. Yan ve üst taşları iri kaya parçalarından oluşan mezarların çoğunun bir tarafında girişi vardır. Mezar buluntuları girişin aksi yönünüde yerleştirilmiştir. Mezarların boyutlarına göre, mezarı oluşturan taşların boyutları da değişmektedir. Mezarlar farklı yönlerde olsalar da, ölü gömme geleneği hepsinde aynıdır. Bir mezarda trepanasyonlu kafatası, bir diğer mezarda ise küt bir cisimle vurma sonucunda hasar almış bir kafatası bulunmuştur. Diğer bir mezarda ise omurga kemiğine saplanmış mızrak ucu bulunmuştur. Mezarlara çeşitli armağanlar, o sıradan çanak çömlek, silahlar ve süsler konulmuştur. Metal ürünlerin çoğusu tunçdan yapılsa da, bıçak, hançer ve diğer kesici aletlerin kimileri demirden yapılmıştır. Bulunan çanak-çömleğin hepsi yerli üretimdir. Mezar buluntularının hepsi ister biçim, isterse de bezeme motifleri açısından Hocalı-Gedebeykültürününbuluntularıileaynıözellikleripaylaşmaktadır. Silah örneklerinin de tamamı yerli üretimdir. Mezarlarda ele geçirilen boncuklar sırasında Mısır’da üretilen mavi boncuklar ve devekuşu yumurtasından yapılmış boncuklar,Akdeniz için karakteristik olan cowrie (kauri, deniz kabuğu), Asur tipi fayans ve cam boncukların bulunması Hocalı-Gedebey toplumunun geniş bir alana yayılmış olan ekonomik ve kültürel bağlarının habercisidir. Mezarlardan mızrak, hançer ve ok uçlarının (kadın mezarlarından da silahlar bulunmuştur) bulunması ve bazı insan kemiklerinin hasarlı olması, kabileler arası ilişkilerin barışçıl olmadığını göstermektedir. Mezarlar MÖ 11. ve 7. yüzyıllara tarihlenmektedir.

 

ERKEN DEMİR ÇAĞ’DAN GEÇ DEMİR ÇAĞ’A BAYBURT-GÜMÜŞHANE BÖLGESİ

Süleyman Çiğdem

Yasin Topaloğlu

Hüseyin İlhan

Özet

Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu tarihinin belki de en önemli kırılma noktalarından biri olan Demir Çağı’nda, bu yüksek ve engebeli coğrafya hem ilk defa tanımlanabilir siyasi bir yapı içerisine girmiş hem de ilk kez yazı ile tanışmıştır. MÖ 9. yüzyılın ortalarında Van Gölü Havzası merkezli inşa edilen ve Urartu şeklinde bilinen bu siyasi yapının, Fırat ve Dicle havzalarındaki yayılımı, buralarda şimdiye kadar tespit edilen sayısız arkeolojik alan ile ortaya konulmuştur. Ancak özellikle Yukarı Fırat Havzası’nın hemen komşusu olan ve Bayburt-Gümüşhane coğrafyasını içine alan Yukarı Çoruh, Kelkit ve Harşit havzalarında Urartu’nun varlığı, tartışılagelen bir mesele olmaktan öteye geçememiştir. Birçok araştırmacı, Urartular’ın Bayburt ve Gümüşhane’nin zengin maden yataklarından faydalanmış olabileceği noktasında hemfikir olsa da bunu destekleyecek yeterli ve kesin kanıtlar, mevzubahis bu yörede şimdiye kadar tespit edilememiştir. Bu yörelerde bir Urartu kitabesi gibi net bir delil şimdilik bulunmasa da bazı ipuçları da yok değildir. Ünlü Roma lejyon kalesi Satala’nın da bulunduğu Sadak Köyü’nde bir nekropol alanında, yakın zamanlarda gün yüzüne çıkarılan Urartu kemer parçaları; Urartu’nun Erzincan/Altıntepe’nin kuzeyine, Yukarı Kelkit Havzası’na da adım attığına işaret etmektedir. Urartu’nun bu güzergâh üzerinden daha kuzeye Gümüşhane çevresine ve belki de Karadeniz sahillerine; kuzeydoğu yönünde uzanan ovalık arazi üzerinden ise Bayburt coğrafyasına ulaşmış olması muhtemeldir. Bayburt ve Gümüşhane coğrafyalarında daha önce Sagona tarafından ve sonrasında tarafımızca gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında tespit edilen onlarca merkez, Demir Çağı’nda yöre demografisinin niceliksel ve yapısal bir değişim geçirdiğine işaret etmektedir. Özellikle çevresine hâkim tepeler üzerinde kurulmuş, daha çok bir kale görünümündeki bu alanlar, yörenin bu dönemdeki genel sosyo-ekonomik ve politik çerçevesini oluşturmuştur. Bu alanlar içerisinde, Çoruh Nehri’nin hemen kıyısında, Hart Ovası’na hâkim bir tepe üzerinde ve tepenin eteklerinde kurulmuş olan Koyaklar Tepe Demir Çağı yerleşimi dikkat çekmektedir. Kaçak kazıların ortaya çıkardığı düzgün kesme taş duvarlar, pitos parçaları ve yoğun Demir Çağ seramikleri alanın Urartu kalelerine benzer bir karaktere; yukarı ve aşağı şehirden oluşan bir yapıya sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu bağlamda bu çalışma, Koyaklar Tepe gibi Demir Çağ özellikleri barındıran yöredeki bazı alanlar, kazılar ile ortaya çıkarılmış kanıtlar ve bilim dünyasındaki farklı görüşler üzerinden Urartu’nun Altıntepe’nin ötesindeki varlığı sorunsalını değerlendirmeye çalışacaktır.

 

SATALA VE ÇEVRESİNDEKİ URARTU VARLIĞI

Şahin Yıldırım

Özet

Urartuların Doğu Karadeniz’deki mevcudiyetlerini kanıtlayan arkeolojik verilere günümüze kadar rastlanılamamıştı. 2000’li yıllarda özellikle Bayburt ve Gümüşhane çevresinde arkeolojik yüzey araştırmaları yürüten bilim insanları, Urartuların Doğu Karadeniz’de bulunan değerli maden yataklarını kullanmış olabileceklerini belirtmekte ve bölgede önemli Urartu yerleşimlerinin olması gerektiğini önermektedirler. Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi’ne bağlı Sadak Köyü’nde bulunan Satala Antik Kenti’nde 2017 yılında başlayan arkeolojik kazılar, Doğu Karadeniz’deki Urartu varlığını kanıtlayan somut veriler sunmaya başlamıştır. Kıyı Karadeniz’e ulaşan önemli yol güzergahlarının üzerinde bulunan Satala’nın Urartu döneminde de önemli bir iskân merkezi olma ihtimali şaşırtıcı değildir. Satala’nın Roma İmparatorluk Dönemi öncesi geçmişi hakkında Klasik Dönem yazılı kaynaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte direkt kentle ilgili olmasa da Orta Tunç Çağı’na ait Hitit metinlerinde DoğuAnadolu ve Karadeniz’de yaşayan halklarile Hititlerin mücadelelerinden bahsedilmektedir. Hitit sonrası Doğu ve Kuzey Doğu Anadolu’da irili ufaklı beylikler yer almaya başlamış ve bu beylikler zaman içerisinde bir çatı altında birleşerek ve Anadolu’nun en özgün ve güçlü krallıklarından birisini olan Urartuları meydana getirmiştir. Urartu metinlerinde geçen Diauehi Krallığı’nın topraklarının Doğu Karadeniz’e kadar uzandığı kimi araştırmacılar tarafından önerilmektedir. 2021 yılında Satala’da yürütülen arkeolojik kazılar sırasında çok sayıda Erken Demir Çağı seramiği ile birlikte Urartu seramiği parçaları da ortaya çıkarılmıştır. Yine aynı yıl Satala Antik Kenti’nin hemen üç km yakınında bulunan Sökmen Köyü’nde Gümüşhane Müze Müdürlüğü ile SatalaAntikKenti kazı ekibi bir kurtarma kazısı gerçekleştirmiştir.Kazılar sırasında defineciler tarafından tahrip edilmiş bir mezarda bulunan ve üzerinde Urartu baş tanrısı Haldi kabartması bulunan bronzdan yapılmış bir kemer ile diğer bazı buluntular, Urartular’ın Doğu Karadeniz’deki varlığına dair önemli kanıtların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ayrıca çalışmalarsırasında aynı arazide bulunan çok sayıda demir cevheri, demir curufu kalıntısı dikkat çekmiş ve kazı sondajlarından birisinde bir metal eritme ve işleme atölyesine ait olması muhtemel işlik kalıntısının küçük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde hala özel birşirket tarafından işletilen demir madeni ocağının bulunduğu bu yer, Urartuların bölgedeki maden yataklarına kayıtsız kalmadıklarını gösteren oldukça önemli bir ipucudur. Ancak kazı yapılan arazinin sahibiyle çıkan anlaşmazlıklar, buradaki çalışmaların devam etmesine engel olmuş ve birkaç deneme açmasından sonra kazılar sonlandırılmıştır. Kurtarma kazısının yapıldığı bu alan Erzincan yakınlarındaki önemli bir Urartu yerleşimi olan Altıntepe’ye kuş uçuşu ile 35 km kadar uzaklıkta yer almaktadır.

 

KIZILIRMAK DEMİR ÇAĞI BOYA BEZEKLİ ÇANAK-ÇÖMLEĞİNİN DOĞU ANADOLU YAYILIMI

Şevket Dönmez

Özet

Son yıllarda Erzincan, Erzurum ve Iğdır illerinde gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmalarında Kızılırmak Havzası’ndan bilinen Demir Çağı’na tarihlenen boya bezekli çanak-çömleklerin benzerleri ele geçmiştir. Kızılırmak Havzası ve Doğu Anadolu Bölgesi’ nde görülen ve özellikle boya bezeme teknikleri ve motifleri temelinde benzeşen Demir Çağı boya bezekli çanak-çömlekler arasındaki bağlantıların değerlendirilmesi bu bildirinin konusunu oluşturmaktadır.

 

URARTU’DA BAKIR-ÇİNKO ALAŞIMLARININ İZLERİ PROJESİ”: İLK BULGULAR VE YAKLAŞIMLAR

Ümit Güder

Abdulkadir Özdemir

Marek Verčík

Özet

Bakır ve çinkonun bir alaşımı olan pirincin kullanımı, Roma dönemindeYakınDoğu veAkdeniz’de yaygınlaşırken,Roma öncesi çinko metalürjisi yalnızca dağınık ve nadir buluntularla temsil edilmektedir. Bunlar arasında Çavuştepe›den pirinçten bir Urartu bileziği (Geçkinli vd., 1989) ve Gordion’dan top metali diye tabir edilen çinko, kalay ve bakır alaşımından yapılmış fibulalar ve bir kase (Hughes vd., 1988) gibi Orta Demir Çağı’na tarihlenen objeler bulunmaktadır. Düşük erime noktası ve yüksek uçuculuğu nedeniyle, çinkonun cevherlerinden ergitilmesi ve alaşımlara eklenmesindeki zorlukların, antik metal üreticileri için teknolojik sınırlar oluşturduğu ve az sayıdaki çinko içeren buluntunun, ya bölgesel, kısıtlı deneyleri ya da karışık cevherlerin kullanılması nedeniyle tesadüfi alaşımları temsil ettiği öne sürülmüştür. 2018 yılı Murat Tepe ve 2019 yılı Murat Höyük’te ki çalışmalarda, yerleşimlerin Urartu Dönemi’ne tarihlenen tabakalarında gün ışığına çıkarılan çok sayıda metal eser detaylı arkeometalürjik analizlere tabi tutulmuştur. Sonuçlar, bir bilezik, iki küpe ve bir yarı işlenmiş telin pirinçten yapıldığını ve Urartu tipi bir kemer parçasının top metali kompozisyonuna benzer bir kompozisyon ortaya koyduğunu göstermektedir (Güder, Özdemir ve Verčík, 2022). Bu buluntulardaki alaşımların, çinkonun, malzemenin işlenebilirliğine olumlu etki yapması ve altına benzeyen renk tonlarına sahip olmasından dolayı, bilinçli bir şekilde üretildiği düşünülmektedir. Bu pilot çalışma sonucunda çinko metalürjisinin, cevher yatakları bakımından zengin Urartu coğrafyasına özgü yerel birteknolojik olgu olup olmadığı, çinko alaşımlı bakırın üretim zincirinin nasıl olduğu gibi pek çok soru ortaya çıkmıştır. Bu sunumda şimdiye kadar yaptığımız araştırmaların sunulması ve ‘Urartu’da Bakır-Çinko Alaşımlarının İzleri’ projesinin gelecekteki perspektifini ana hatlarıyla belirtilmesi planlanmaktadır. Özellikle, Murat Höyük ve Murat Tepe malzemelerinin, birlikte ergitme veya sementasyon işlemleriyle üretilip üretilmediğini incelemek için örneklerdeki metalik olmayan kalıntılar üzerine yapılan çalışmaların ön sonuçlarına ve benzer buluntular ile karşılaştırılmalara odaklanılacaktır. Araştırmanın diğer kazılardan ve müzelerden Urartu buluntularıyla genişletilerek, Orta Demir Çağı’nda Anadolu’da çinko metalürjisinin teknolojik ve sosyo-kültürel yönlerini aydınlatılması amaçlanmaktadır.

 

KONAKLAMA ve SEYAHAT

      Urartu Krallığı, MÖ. 9. – 7. yüzyıllar arasında batıda Fırat Irmağı kavsi, kuzeyde Sevan Gölü, Güneyde Zağros Dağları ve doğuda Urmiye Havzası’na kadar geniş bir alanda hüküm sürmüştür. Böylesine güçlü ve önemli bir krallığın mimarisi, sanatı, dili, kültürel ve coğrafi etkileşimleri üzerinde yapılan çalışmalar her geçen gün artmakla birlikte, konu ile ilgili uzun süredir yeni bir bilimsel toplantı düzenlenmemiştir. Bununla birlikte gerek ülkemiz sınırları içerisinde gerekse sınırlarımız dışında son yıllarda yürütülen kazı çalışmaları, yüzey araştırmaları ve disiplinler arası çalışmalar, bilimsel bir toplantının organize edilmesi gerektiğine işaret etmiş ve bizleri bu organizasyonu üstlenmeye götürmüştür. Yapılan bu çalışmalarda elde edilen bilgilerin arkeoloji camiası ile paylaşılması ve tartışmaya açılması için yeni bir uluslararası sempozyumun yapılmasının önem arz ettiğini düşünmekteyiz. Gerçekleştireceğimiz uluslararası sempozyumun 2019 yılında açılmış olan ve Dünya’da en çok Urartu eserini barındıran Van Müzesi’nde yapılması planlanmıştır.
      “URARTU VE ÖTESİ: Demir Çağı Yaylalarında Gelişim ve Etkileşim/URARTU AND BEYOND: Improvement and Interaction in the Iron Age Highlands” adlı bu sempozyum bölgede uzun yıllardır öncü çalışmalar gerçekleştiren Atatürk Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden akademisyenler ile Van Müzesi’nin önderliğinde ve ev sahipliğinde, 07-09 Eylül 2022 tarihleri arasında düzenlenecektir. Adından da anlaşılacağı üzere sempozyum kapsamında yalnızca Urartu Krallığı çerçevesinde kalmayıp, Urartu’nun ötesine ulaşmayı ve etkileşim içerisinde olabileceği, komşusu olan veya olmayan her türlü topluluğa dair verilerin ve görüşlerin bir araya getirilerek yeni bakış açıları kazandırmasını amaçlamaktayız. Bu bağlamda, yurt içi ve yurt dışından Urartu ve ilişkili coğrafyaların arkeolojisi ile ilgilenen ve bu alanda çeşitli çalışmaları olan araştırmacıları bir araya getirerek çalışmalarını sunma ve bilgi alışverişinde bulunma fırsatı vermek öncelikli hedeflerimizden olmuştur. Bunun yanı sıra, uzun zamandır devam eden veya yeni başlayan yüzey araştırmaları ve disiplinler arası çalışmalar ışığında Urartu Krallığı ve çağdaşlarının dahil olduğu Demir Çağı’nın yeniden yorumlanması da hedeflenmektedir. Sempozyumda sunulan bildiriler, hakem değerlendirmeleri sonucunda uluslararası bir yayınevi tarafından kitap olarak bilim dünyasına sunulacak, böylelikle son dönem çalışmalarını ve yorumlamalarını içeren kapsamlı bir referans kitap elde edilecektir.